Sevgili okurlarım, son günlerde, “Ergenekon” soruşturmasıyla ülke çalkalanırken, “irtica” yani “gericilik” tehlikesi söylentileriyle de yatıp kalkmaya başladık
Gerçekten böyle bir tehlike Türkiye için var mıdır?
Evet, Türkiye için “irtica” tehlikesi vardır! Fakat bu tehlike Türkiye’ye zarar verecek boyutta değildir.
Kaldı ki bu tehlike İslam’dan değil; İslam’ı yanlış anlayan bir avuç Müslüman’dan kaynaklanmaktadır. Bunu daha önceki bir yazımda da belirtmiştim.
İrtica kelimsi Arapça bir kelimedir. Arapça olan bu kelime; geri gitme, geriye dönme anlamlarında kullanılır.
Atatürk, Hilafeti kaldırarak, tekke ve zaviyeleri kapatarak Türk Milletini kara taassuba iten her türlü gericiliğe karşı bir mücadele başlatmıştı.
Bu nedenle, gericiler tarafından Atatürk’ün anısına yapılan çirkin saldırılarla şekillenen, Atatürk düşmanlığı bundandır.
Ana muhalefet lideri Sayın Deniz Baykal, uzunca bir süredir devletin kuşatıldığını söyleyip durdu. Yargının en tepesindeki savcılar irtica tehdidini belirtti. Demokratik kitle örgütleri, YÖK ayrıca 15 üniversite rektörü de “irtica tehlikesini” açıkladı.
Hatırlarsanız, vaktiyle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’de “irticai çalışmaların siyasete, eğitime, devlete sızmaya çalıştığını”, laikliğin ve ülkenin bölünmez bütünlüğünün her ne pahasına olursa olsun korunacağını belirtmesi, bazı siyasileri kızdırmıştı.
Hükümet yetkilileri, Cumhurbaşkanına “bu konuda elinde belge varsa bildirsin” demekle yetindiler.
Nihayet, o zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ da, cemaatler, tarikatlar ve irtica konusunda sert bir çıkış yapıp, cemaat ve tarikatların, devrime karşı hareketin odağı haline geldiğini belirterek, "İrticai tehdit, bazı kesimler kabul etmese de kaygı verici boyutlara ulaşmaktadır" dedi. "Silahlı Kuvvetler laik devletin korunmasında taraf olmaya devam edecektir" demişti.
Org. Başbuğ’un sözleri üzerine AKP Grup Başkanvekili Faruk Çelik, "Eğer Türkiye’de bir geriye gidiş ve irtica varsa bunun karşısındaki birinci gücün de, Türkiye Cumhuriyeti iktidarı olduğunu herkesin bilmesini isterim" dedi.
Bu iş sözle olmaz, icraatla olur. Türkiye Cumhuriyeti iktidarı, irtica tehlikesini önlemek için cemaat ve tarikatlara karşı, gereğini yaparak gücünü göstermelidir.
Gerçekler ve yaşananlar hükümeti neden kızdırıyor, anlamakta güçlük çekiyor insan.
Devletin başındaki Cumhurbaşkanı’nın ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nın bu gerçekleri belirtmesi bir uyarı mahiyetinde idi.
Kızmak yerine bu uyarıyı, her bakımdan ciddiye almak gerekirdi. Ama ciddiye alınmadı…
Kaçak Kuran Kursları açanlardan, orada eğiticilik görevi yapanlardan hapis cezası kaldırılırsa,
Hayatında bir gün bile öğretmenlik yapmamış emekli imam, ücretli öğretmen diye atanırsa, o ülkede “irtica var” demektir.
Hükümet ve AKP yöneticileri, “ülkede irtica tehlikesi var” diyenlere kızıp söz yetiştireceklerine, daha duyarlı davranarak gereğini yapmaları gerekir.
Şunu da belirtmek istiyorum; İrtica “dini siyasete alet etmek” değil, tek kelime ile gericiliktir. Dini siyasete alet etmek ise: Laiklik karşıtı olan kişilerin yaptıkları eylemdir.
Onun için hükümet; laiklik, öğretim birliği ve ulusal bütünlükten yana çok duyarlı olmalıdır ki, bunları çiğnemeye kalkan gerici cemaat ve tarikatlar cesaretlenmesin.
|